Mutluluk tabağımızda da var!

0
Paylaş
featured

Yediklerimiz mi bizi mutlu ediyor, yoksa duygularımız mı yediklerimizi belirliyor?

Şu an önünüzde bir mutluluk tabağı olsaydı, içine hangi duyguyu koyardınız? Sevgi, huzur, neşe ya da güven…

Peki, üzgün olduğunuzda tatlıya yönelir misiniz? Stresli bir günün ardından kendinizi buzdolabının önünde bulduğunuz olur mu? Aç olmadığınız hâlde bir şeyler yemek istediğiniz anları hiç düşündünüz mü?

Aslında bu sorular, yalnızca yeme alışkanlıklarımızı değil, duygularımızla kurduğumuz ilişkiyi de anlatıyor.

Çünkü yemek, yalnızca biyolojik bir ihtiyaç değildir. Aynı zamanda anılarımızın, ilişkilerimizin ve duygularımızın taşıyıcısıdır.

Duygusal açlık mı, fiziksel açlık mı?

Fiziksel açlık, bedenimizin enerjiye ihtiyaç duyduğunu gösterir. Duygusal açlık ise çoğu zaman stres, üzüntü, yalnızlık veya kaygı gibi duyguların ardından ortaya çıkar.

Bazen kendimizi rahatlatmak için yemek yeriz. Yemek kısa süreli bir mutluluk ve rahatlama sağlayabilir. Ancak bizi rahatsız eden duygu devam ettiğinde, yeniden yeme ihtiyacı hissedebiliriz.

Bu durum zamanla bir döngüye dönüşebilir:

Tetikleyici duygu → Yeme isteği → Kısa süreli rahatlama → Pişmanlık veya suçluluk

Burada önemli olan yemek yemeyi suçlamak değil, hangi duygunun bizi yemeğe yönlendirdiğini fark etmektir.

Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey yemek değil; dinlenmek, anlaşılmak, sevilmek veya kendimize biraz zaman ayırmaktır.

Sofralarımız duygularımızı da besler

Çocukluğumuzdan itibaren yemekle ilgili birçok alışkanlık öğreniriz.

Aile sofraları, bayram yemekleri, annemizin yaptığı bir yemek veya sevdiklerimizle paylaştığımız kahvaltılar…

Bunlar yalnızca lezzetleriyle değil, bize hissettirdikleriyle de hafızamızda yer eder.

Ancak yemek bazen ödül, teselli veya stresle baş etme yöntemi hâline gelebilir.

Özellikle sosyal medyada karşılaştığımız ideal beden görüntüleri ve güzellik algısı, bedenimizi değerlendirme biçimimizi etkileyebilir. Yediklerimizden suçluluk duymamıza, kendimizi başkalarıyla karşılaştırmamıza neden olabilir.

Oysa sağlıklı bir beslenme ilişkisi, yalnızca ne yediğimizle değil, bedenimize ve kendimize nasıl davrandığımızla da ilgilidir.

Mutluluk tabağımızı nasıl oluşturabiliriz?

Yemek yemeden önce kendimize küçük bir soru sorabiliriz:

“Gerçekten aç mıyım, yoksa şu anda bir duygu mu yaşıyorum?”

Bazen kısa bir yürüyüş, sevdiğimiz biriyle konuşmak, müzik dinlemek veya dinlenmek de kendimizi daha iyi hissetmemize yardımcı olabilir.

Yemeğimizi acele etmeden, tadını çıkararak yemek; bedenimizin ihtiyaçlarını dinlemek ve kendimize karşı daha şefkatli olmak da bu ilişkinin önemli parçalarıdır.

Elbette her duygusal yeme davranışı bir yeme bozukluğu değildir. Ancak yemek yeme davranışımız kontrol edilmesi zor bir hâle geliyor, sık sık suçluluk yaşıyor veya günlük yaşamımız olumsuz etkileniyorsa profesyonel destek almak önemlidir.

Son olarak…

Mutluluk tabağımızı düşünürken içine yalnızca sevdiğimiz yiyecekleri değil, bize iyi gelen duyguları da koymalıyız.

Biraz huzur, biraz sevgi, kendimize karşı anlayış ve sevdiklerimizle paylaştığımız güzel anlar…

Çünkü mutluluk yalnızca tabağımızda değil, o tabağın etrafında kurduğumuz ilişkilerde ve kendimizle kurduğumuz bağda da saklıdır.

Belki de bu hafta kendimize şu soruyu sormakla başlayabiliriz:

“Bugün bedenimi doyurmak için ne yedim, ruhuma iyi gelmesi için ne yaptım?”

Unutmayalım; bazen ihtiyacımız olan şey bir tabak yemek değil, kendimize göstereceğimiz biraz şefkattir.

Mutluluk tabağımızda da var. Yeter ki bedenimizi ve duygularımızı dinlemeyi öğrenelim.

Klinik psikolog/ Aile Danışmanı
Ece YAĞINLI

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Aydın 360 ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!