Tasavvuf düşüncesinde sabır, yalnızca acıya katlanmak ya da zamanın geçmesini beklemek değildir. Sabır; insanın yaşadığı imtihan karşısında kalbini kaybetmemesi, ümidini koruması ve sonucunu Allah’a bırakabilmesidir.
Hz. Yakup’un hayatındaki en güçlü imtihanlardan biri de oğlu Yusuf’tan ayrı kalmasıdır. Bu ayrılık yıllarca sürer. Fakat Hz. Yakup’un bekleyişi, ümitsiz bir bekleyiş değildir. Onun sabrında dua, ümit ve Allah’a güven vardır.
Sabır, acının yokluğu değildir..
Hz. Yakup’un yaşadığı ayrılık, onun acı çekmediği anlamına gelmez. Kur’an’da onun Yusuf’a duyduğu özlem ve üzüntü açıkça görülür.
Bu durum tasavvuf açısından önemli bir noktaya işaret eder: Sabretmek, insanın hiç üzülmemesi değildir.
İnsan üzülür, özler, ağlar. Fakat bütün bunların içinde Allah’a olan güvenini kaybetmemesi sabrın başka bir boyutudur.
Bu nedenle sabır, duyguları yok etmek değil; duyguların insanı Allah’tan uzaklaştırmasına izin vermemektir.
Hz. Yakup’un ümidini koruması..
Hz. Yakup’un sözlerinde dikkat çeken en önemli unsurlardan biri ümidini kaybetmemesidir.
Oğullarına şöyle der:
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.”
Bu ifade yalnızca Yusuf’u arayan bir babanın sözü olarak değil, tasavvufi açıdan insanın Allah’ın rahmetine karşı tavrını gösteren güçlü bir anlayış olarak da okunabilir.
Çünkü insan bazen şartlara bakarak sonucun mümkün olmadığını düşünebilir. Tasavvuf ise insana görünenle görünmeyen arasındaki farkı hatırlatır.
Bugün kapalı görünen bir kapının yarın açılmayacağını insan bilemez.
Beklemek, hiçbir şey yapmamak değildir..
Tasavvufta sabır, pasif bir bekleyiş olarak değerlendirilmez.
Hz. Yakup’un bekleyişinde de teslimiyet vardır ancak bu teslimiyet umudun terk edilmesi anlamına gelmez.
İnsan elinden geleni yapar, dua eder, arar, gayret eder; fakat sonucun ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini Allah’a bırakır.
Buradaki ince çizgi şudur:
Çaba insana, sonuç Allah’a aittir.
İnsanın huzursuzluğu çoğu zaman sonucu kontrol etmeye çalışmasından kaynaklanır. Oysa teslimiyet, insanın kendi sorumluluğunu yerine getirdikten sonra sonucu zorlamaktan vazgeçebilmesidir.
Sabır ile ümitsizlik arasındaki fark..
Uzun süren bekleyişler insanın iç dünyasını yorabilir.
Bir şeyin gerçekleşmesini uzun süre bekleyen insan, zaman geçtikçe “Artık olmayacak” düşüncesine kapılabilir. Tasavvufi bakış açısından burada sabrın yanında ümit de önem kazanır.
Çünkü sabır, ümitsizlikle birleştiğinde yalnızca katlanmaya dönüşebilir.
Oysa Allah’a güvenle birleşen sabır, insanın kalbini ayakta tutar.
Hz. Yakup’un yıllarca süren ayrılığa rağmen Allah’ın rahmetinden ümit kesmemesi, bu açıdan güçlü bir örnektir.
“Güzel sabır” ne demektir?
Kur’an’da Hz. Yakup’un yaşadığı durum karşısında söylediği ifadelerden biri de “güzel sabır” anlayışıdır.
Güzel sabır, yaşanan acıyı inkâr etmek değildir.
İnsan acısını Allah’a anlatabilir. Üzülebilir, ağlayabilir, özleyebilir. Fakat şikâyetini Allah’a karşı bir isyana dönüştürmez.
Tasavvufi açıdan güzel sabır, acının içinde bile Allah ile bağını koruyabilmektir.
Her gecikme bir reddediliş değildir..
İnsan hayatında bazı şeyler çok uzun sürebilir.
Bir duanın cevabı gecikebilir. Bir ayrılık beklenenden uzun sürebilir. Bir kapı tekrar tekrar kapanabilir.
Böyle zamanlarda insan gecikmeyi reddedilmek olarak görebilir.
Oysa insan, bir şeyin neden geciktiğini her zaman bilemez.
Tasavvufun insana hatırlattığı önemli düşüncelerden biri de budur: Gecikme, her zaman mahrumiyet anlamına gelmez.
Bazen insanın beklediği şeyin zamanı henüz gelmemiştir. Bazen de insanın istediği şeyin yerine başka bir hayır hazırlanmıştır.
Sabır, zamanı Allah’a bırakabilmektir..
Hz. Yakup’un kıssası bize yalnızca beklemeyi değil, beklerken kalbi korumayı da düşündürür.
Çünkü asıl mesele yalnızca sonuca ulaşmak değildir.
Asıl mesele, sonuca ulaşana kadar insanın içinde ne olduğudur.
Beklerken öfkeye mi teslim oluyoruz?
Ümitsizliğe mi düşüyoruz?
Yoksa bütün gücümüzle çabaladıktan sonra sonucu Allah’a bırakabiliyor muyuz?
Tasavvufi açıdan sabır, işte bu noktada bir kalp terbiyesine dönüşür.
Sonuç
Hz. Yakup’un Yusuf’tan ayrılığı, tasavvuf açısından yalnızca bir baba ile oğul arasındaki ayrılık olarak okunmaz. Aynı zamanda sabır, ümit, dua ve teslimiyet üzerine derin bir düşünme alanı açar.
İnsan bazen hayatının en uzun bekleyişini yaşarken, beklediği şeyin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilemez. Fakat bilir ki Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez.
Belki de sabrın en zor tarafı budur:
Sonucu göremediğin halde güvenmeye devam etmek.
Ve bazen insanın yapabileceği en büyük şey, elinden geleni yaptıktan sonra kalbini Allah’a bırakmaktır.
