Türkiye, Anadolu’nun farklı dönemlerine ait 100 kültür varlığını ABD’den geri aldı. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde tanıtılan eserler arasında Tokat Horoztepe’den 40 buluntu, Burdur Düver’den 44 mimari levha ve Aphrodisias Antik Kenti’ne ait bir portre yer aldı. İade, yıllar süren arşiv araştırmaları, bilimsel incelemeler ve ABD makamlarıyla yürütülen hukuki işbirliğinin ardından gerçekleşti.
Eserlerin Türkiye’ye dönüşünde, ABD’deki bir müzayede evinde satışa hazırlanırken tespit edilmeleri belirleyici oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Mayıs 2026’da satışa çıkarılmak istenen Anadolu kökenli parçalarla ilgili hazırladığı bilimsel belgeler, Manhattan Bölge Savcılığı ve ABD İç Güvenlik Soruşturmaları Birimiyle paylaşıldı. Girişim sonucunda satış durduruldu ve eserlerin iadesi sağlandı.
Horoztepe eserleri yaklaşık 70 yıl sonra ait olduğu topraklarda..
İade edilen eserlerin 40’ı, Tokat’ın Erbaa ilçesindeki Horoztepe kökenli. MÖ 2300-2000 yıllarına tarihlenen bu parçalar; törensel müzik aletleri, silahlar ve metal kaplardan oluşuyor. Erken Tunç Çağı’na ait buluntular, dönemin Anadolu’sunda ulaşılan metal işçiliği düzeyini ortaya koyması bakımından önem taşıyor.
Eserlerin izinin sürülmesinde, arkeolog Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün çalışmaları ile 1953 yılında Horoztepe’de gerçekleştirilen kaçak kazılara ilişkin kayıtlar kullanıldı. Arşiv belgeleri ve kazı buluntularının birlikte değerlendirilmesi, parçaların yurt dışına çıkarılma sürecinin aydınlatılmasını sağladı.
Düver’in mimari mirasına 44 parça daha eklendi..
Burdur’un Düver köyü kökenli 44 pişmiş toprak mimari levha da Türkiye’ye getirilen eserler arasında. MÖ 6. yüzyıla tarihlenen levhalar, Arkaik Dönem mimarisine ait örnekler olarak değerlendiriliyor.
Düver eserlerinin Türkiye’ye dönüşü daha önceki iadelerle de devam etmişti. 2022’de ABD’den, 2024’te Danimarka’dan ve 2025’te Virginia Güzel Sanatlar Müzesi’nden getirilen parçaların ardından, J. Paul Getty Müzesi’nde bulunan eserler de koleksiyona kazandırıldı. Yeni getirilen levhaların İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndeki diğer örneklerle bir araya getirilmesi için çalışma yapılacak.
İade edilenler arasında Aphrodisias Antik Kenti’ne ait bir portre de bulunuyor. Eserin geçmişinin araştırılmasında 1976 tarihli bir olay yeri tutanağındaki kayıt önemli rol oynadı. Tutanakta, belgelenen eserlerin dışında başka kültür varlıklarının da çalındığına ilişkin bilginin yer alması, portrenin kökenine yönelik incelemelere katkı sundu.
Boubon’dan kaçırılan heykellerin hikâyesi sergiye taşındı..
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndeki programda, Burdur’un Gölhisar ilçesi yakınlarında bulunan Boubon Antik Kenti’nden kaçırılan bronz heykelleri konu alan “Kaçış Yok: Boubon” sergisi de açıldı.
1960’lı yıllarda Sebasteion Tapınağı’ndaki kaçak kazılar sırasında parçalanarak yurt dışına çıkarılan heykellerin parçaları, farklı ülke ve koleksiyonlara dağılmıştı. Arkeolog Prof. Dr. Jale İnan’ın başlattığı araştırmalar, yazıtlar ve kaideler üzerinden eserlerin kökeninin belirlenmesinde önemli rol oynadı. Gazeteci Özgen Acar’ın çalışmaları ve İbecik köyü sakinlerinin tanıklıkları da araştırma sürecine katkı sağladı.
Heykellerin Boubon ile bağlantısını ortaya koymak için eski fotoğraflar, müze kayıtları ve teknik incelemeler birlikte değerlendirildi. Marcus Aurelius heykelinin ayak kalıbı ile kaidesindeki oyukların uyumlu bulunması, ayrıca Almanya’da yapılan toprak ve kurşun izotop analizleri, bilimsel kanıtlar arasında yer aldı. Boubon Antik Kenti’nde 2023 yılında yeniden başlayan kazılar ise Burdur Arkeoloji Müzesi koordinasyonunda devam ediyor.
ABD’de 6 bin 452 tarihi eser kurtarıldı..
Programda konuşan Manhattan Bölge Savcı Yardımcısı Matthew Bogdanos, New York’ta faaliyet gösteren Eser Kaçakçılığı Birimi aracılığıyla bugüne kadar 6 bin 452 yağmalanmış antik eserin kurtarıldığını açıkladı. Bogdanos, bu eserlerden 276’sının Türkiye kökenli olduğunu belirtti.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ise iade sürecinde ABD makamlarıyla yürütülen işbirliğinin önemine dikkat çekti. Ersoy, eserlerin Türkiye’ye kazandırılmasında bilimsel araştırmaların yanı sıra hukuki ve diplomatik çalışmaların da etkili olduğunu ifade etti.

