Hakikatte ne bir başlangıç vardır.. Ne de bir son..
Hakikat.. Zamanın içine sığmaz..
Dünle başlamaz, yarınla bitmez..
Doğarız, büyürüz, yaşarız ve ölürüz..
Oysa bunlar yalnızca görünen alemin hükümleridir..
Hakikat, görünenin ardında saklı olanın kendisidir..
Yol dediğimiz şey, aslında bir yere varmak değil, kendinden geçerek kendine yaklaşmaktır..
İnsan bazen yıllarca uzaklarda arar Rabbini.. Mekanlarda, sırlarda, sessizlik de, dualarda, kelimelerde.. Oysa aradığına giden yol, kendi nefsinin perdelerinden geçer..
Çünkü insanın en uzun yolculuğu, kendi benliğinden hakikate doğru yaptığı yolculuktur.. Nefsini tanımadan kendini, kendini bilmeden de haddini bilemez..
Her perde kalktığında biraz daha susar insanın iddiası.. Anlar ki bildikleri, bilmediklerinin yanında bir damladan ibarettir..
Her başlangıç bir bitişin habercisi, her bitiş başka bir idrakin kapısıdır.. Fakat hakikat, bu döngünün dışındadır.. Çünkü Allah ezeli ve ebedidir; O’nun varlığı zamana bağlı değildir..
Zamanın başlangıcından öncede vardı, zamanın ötesinde var olacaktır..
Belki de insanın bütün yolculuğu, bildiklerini unutup bilmediğini fark etmesidir..
Benliğini susturmak, nefsini tanımak ve nihayetinde her şeyin sahibin kendi olmadığını idrak etmektir..
Hiç olmaktır.. Hiçlik, yok olmak değil; kendine ait sandığı varlığın aslında kendisine ait olmadığını anlamaktır..
İnsan kendinden eksildikçe hakikate yaklaşır.. Çünkü bazen varmak için yürümek değil, vazgeçmek gerekir..
Hakikate ulaşmak, kendinden sandığın her şeyden vazgeçebilmektedir..
Gülcan AKBULUT
