Köşe yazısı Haberi sesli dinleyebilirsiniz
00:00 --:--

Esnafın ve ithalatçının “Eskiden bavulla para kazanırdık” serzenişinin altında, yüksek kur kadar göz ardı edilen başka bir gerçek daha var: O dönem internet bu kadar yaygın değildi, küreselleşme bugünkü ölçekte değildi.

Tribünü bırakıp gerçeği konuşalım.

Turizm ve ihracat yapan işletmeler açısından döviz kurunun yükselmesi, gelirlerin döviz, giderlerin önemli bir bölümünün TL olduğu durumlarda avantaj yaratabilir. Dolar kazanıp TL harcamak… Evet, bazı ürün ve girdiler dövize bağlı. Ancak işçilik maliyeti gibi önemli gider kalemleri doğrudan yurt içi maliyetlerden oluşuyor.

Türkiye ise garip bir şekilde, belirli aralıklarla benzer ekonomik döngülerin içerisine giriyor.

Aslında bunun onlarca sebebi var.

Üretmekten ziyade ticaret yapmaya yatkınlığımızda göçebe kültürün tarihsel izlerini görmek mümkün. Elde ettiğimiz kârı yeniden işe yatırmak yerine cebe koyma alışkanlığımız da cabası.

Bir de sokak ağzıyla “maya” dediğimiz, işe yatırım yapmayı sağlayacak başlangıç sermayesi meselesi var. Sermaye yetersizliği, az önce bahsettiğimiz birçok konuyla doğrudan bağlantılı.

Tabii mesele yalnızca para da değil.

Başlangıç sermayesi kadar bilgi ve düşünce sermayesi de önemli. Ama o başka bir yazının konusu.

Hâlâ ısrarla “Tanrıkut Geleneği” mantığındayız.

Birisi gelecek.

O kişi hepimizi kurtaracak.

Çünkü o kişi bizim için mükemmel. Her şeyi bilecek, her şeyi çözecek ve bizi bulunduğumuz yerden alıp başka bir yere taşıyacak.

En küçük işletmeden en büyük organizasyonlara kadar bunun örneklerini görebilirsiniz.

Tanrıkut.

Oysa Tanrıkut beklemeyin.

Tabii bekleyebilirsiniz. Bu da bir seçim.

Ama siz de kendi çapınızda Tanrıkut olabilirsiniz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sorumluluk anlayışını hatırlayalım: Vatanını seven, görevini en iyi yapandır.

Belki her şeyi değiştiremeyiz.

Ama kendi çevremizde bir şeyleri değiştirebiliriz.

En azından çabalamak, bulunduğumuz basamaktan bir basamak yukarı çıkmamızı sağlayabilir.

Bu da kârdır.

“Çağlar, çok uzun yazıyorsun. Okuyamıyoruz.”

E zaten…

Okuyanlar bir şeyleri değiştirebiliyor.

Okumaktan sıkılanlar?

Onu da onlar düşünüversinler bir zahmet.

Yazar : Çağlar Akar

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Aydın 360 ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!