Diyelim ki yeni bir banka açıldı. Faiz oranları düşük, krediye ulaşmak kolay. Herkesin önünde aynı fırsat var ama herkes o fırsatı aynı şekilde değerlendirmiyor.
Bakkal Ali Amca kredi çekti, yan dükkânı da kiralayıp işini büyüttü. Ürün çeşitlerini artırdı, reklam için sosyal medyacılarla anlaştı, müşteri çekmek için bazı ürünleri maliyetinin altında satmayı bile göze aldı. Hesabını doğru yaptıysa daha fazla kazanacak, borcunu ödeyecek ve işini büyütecek.
Ali Amca borçlandı ama karşılığında gelirini artırabilecek bir düzen kurdu.
Münevver Teyze de kredi çekti, evinin üzerine bir kat çıktı. Daireyi kiraya verdi. Kira geliri kredi taksitlerinin önemli bir bölümünü karşılıyor. Hesaplar yolunda giderse borç bitecek, geriye gelir getiren bir mülk kalacak.
Teyzem de bir risk aldı. Üstelik yatırımının karşılığını alabilmesi için kiracının çıkmaması, giderlerin kontrolden çıkmaması ve hesabının tutması gerekiyor. Yine de yaptığı işin bir mantığı var: Bugünkü borcuyla yarınki gelirini oluşturmaya çalışıyor.
Gelelim Tonguç Bey’e…
Tonguç Bey de kredi çekti. Önce eşi Busenaz Hanım’ın, “Mervesu’nun salonunda Bohemya avize var, bizim niye yok? Çatlatayım şu hatunu!” baskısına dayanamadı. Kristal avizeler alındı, koltuklar değişti, mutfak yenilendi.
Sonra Taykor sıfır araba aldı.
Tonguç Bey’in iç sesi devreye girdi: “Bir daha mı geleceğim dünyaya? Taykor’un neyim eksik?”
Bir de araba aldı.
Peki, Tonguç Bey’in geliri arttı mı?
Hayır.
Giderleri arttı mı?
Hem de nasıl!
Evin taksitleri, arabanın ödemeleri, kredi kartları, günlük yaşam masrafları… Hepsi aynı gelirin üzerine yığıldı. Üstelik hayatın maliyeti de yerinde durmuyor. Fiyatlar yükseliyor, işletmelerin işleri daralabiliyor, istihdam koşulları değişebiliyor. Dün rahatça karşılanan bir ödeme, yarın ciddi bir yük hâline gelebiliyor.
Elbette ekonomik dalgalanmalar yalnızca Tonguç Bey’in tercihleriyle ortaya çıkmıyor. Kimse yarının ne getireceğini kesin olarak bilemez. Mesele de zaten bu belirsizliğin içinde nasıl hareket ettiğimiz.
Ali Amca’nın işi beklediği kadar büyümeyebilir. Münevver Teyze’nin evi boş kalabilir. Onların da hesapları tutmayabilir. Aradaki fark, aldıkları borcun neyi karşılamasını bekledikleri ve olası risklere ne kadar hazırlıklı oldukları.
Tonguç Bey ise bütün hesaplarını hayatın hep bugünkü gibi devam edeceği varsayımı üzerine kurmuş olabilir.
Bir gün işler yavaşladı diyelim. Geliri azaldı ya da işini kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı. O zaman kristal avizenin, yenilenmiş mutfağın ve sıfır arabanın aylık ödemeleri de aynı yerde duruyor.
Dışarıdan bakıldığında her şey kusursuz: Şık bir ev, gösterişli bir araba, sosyal medyada özenle seçilmiş fotoğraflar…
Peki ya o fotoğrafların dışında kalan hayat?
İşte asıl mesele burada başlıyor. Çünkü sahip olduklarımızla ekonomik gücümüz her zaman aynı şey değil. Bir insanın pahalı bir arabası olabilir ama birkaç aylık geliri kesildiğinde ödemelerini karşılayacak birikimi olmayabilir. Yüksek bir yaşam standardı sürdürüyor gibi görünebilir ama bu standardı devam ettirebilmek için sürekli borçlanmak zorunda kalabilir.
Gösterilen hayatla finanse edilen hayat birbirinden uzaklaştığında, insan bazen kendi kurduğu görüntünün altında kalır.
Geçmişte yaşanan ekonomik sıkıntılar da tam bu noktada önem kazanıyor. İnsanlar zor dönemleri atlattıktan sonra şartların hep iyi gideceğine inanabiliyor. Kolay krediye, artan gelire veya yükselen varlık fiyatlarına güvenerek risklerini olduğundan küçük görebiliyor. Oysa ekonomik koşullar değişebilir; bugün kolay görünen bir ödeme yarın ağırlaşabilir.
Kredi tek başına ne nimettir ne de felaket. Doğru hesaplandığında insanın önünü açabilir, yanlış hesaplandığında hareket alanını daraltabilir. Birikim oluşturmakla borçla zengin görünmek, gelir getiren bir varlık edinmekle tüketim için borçlanmak aynı şey değildir.
Şimdi soralım kendimize:
Gerçekten zenginleşiyor muyuz, yoksa yalnızca daha zengin görünebilmek için gelecekteki gelirlerimizi bugünden mi harcıyoruz?
Çünkü bazen insanın sırtını dayadığı dal, meyvesini topladığı dal değildir. Bir gün dönüp dolaşıp kendi uzattığı dala tutunmak zorunda kalabilir.
Hani derler ya, besle kargayı, oysun gözünü…
Bazı borçlar da böyledir. Başlangıçta işini kolaylaştırır, zamanla hareket alanını daraltır. Asıl tehlike, borçlanmak değil; borcun bedelini ödeyebileceğinden emin olmadan, geleceği bugünkü görüntüye feda etmektir.
Çağlar AKAR
