Memleketimizin adeta alametifarikasıdır.
Türkçe konuşurken araya yabancı kelimeler serpiştiren, özellikle de konuya özel terimleri yabancı dille kullanarak konuşan insanları “âlim” bilme hastalığımız vardır.
Bir de buna kişinin görüntüsüne göre karar verme alışkanlığımız eklenince…
Hitabeti güçlü, görüntüsü de güven vericiyse, madalyayı hemen takarız:
“Dürüst.”
Nesillerden nesillere aktarılan bir alışkanlıktır bu.
İnsanın ne söylediğine bakarız.
Nasıl söylediğine bakarız.
Nasıl göründüğüne bakarız.
Ama çoğu zaman ne yaptığına bakmayı unuturuz.
Örnek mi?
Dini söylemleri kullanıp dört kitapta yazan günahların neredeyse tamamını hayatında taşıyanlardan tutun, toplumun güven duygusunu istismar ederek insanları maddi zarara uğratanlara kadar uzanır bu liste.
Bugünün dünyasında bunun farklı biçimlerini görüyoruz.
Bazen dini söylemlerle…
Bazen millî duygularla…
Bazen de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını ve mirasını kullanarak…
Kullanılan değer değişiyor ama yöntem çoğu zaman değişmiyor:
Önce güven kazanılıyor, sonra o güven kullanılıyor.
İşte “zalim”, “z” harfini böyle gizler.
Görünürde âlimdir, gerçekte zalim.
Görünürde dürüsttür, gerçekte ise güveni kendi çıkarı için kullanan biridir.
Çünkü insanı tanımak için yalnızca söylediklerine değil, söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafeye de bakmak gerekir.
Bir insanın kullandığı kelimeler onun karakterinin kanıtı değildir.
Giyimi değildir.
Hitabeti değildir.
Kullandığı dinî, millî veya tarihî referanslar da tek başına değildir.
Asıl ölçü, davranışlarıdır.
İnsan, en çok da kendisine hiçbir şey kazandırmayacağı zaman gösterir kim olduğunu.
Bu yüzden söze değil, sözü taşıyan hayata bakmak gerekir.
Görüntünün arkasını görmek, alkışın içindeki gerçeği ayırt etmek gerekir.
Çünkü bazen “âlim” diye alkışladığımız kişinin içinden bir “zalim” çıkabilir.
Ve bazen o “z” harfi, insanın gözünün önünde durduğu halde yalnızca görmek istemediğimiz için görünmez.
Zalimlerin ve hainlerin gazabından uzak, sözüyle özü bir insanların çoğaldığı bir hafta ve hayat dilerim.
Çağlar AKAR
